← Geri Dön
Yan görsel

ALKARISI

Eski zamanlarda, gece çöktüğünde yalnız kalan kadınların fısıltıyla andığı bir varlık yaşarmış: Alkarısı. Rivayete göre, doğum yapan kadınların lohusalık döneminde ortaya çıkar, kırmızıya bürünmüş ince uzun bir siluet gibi görünürmüş. Saçları gece kadar dağınık, gözleri ise kor ateş gibi parlarmış.

Bir köyde yeni doğum yapmış genç bir kadın varmış. Ev halkı yorgunluktan uykuya daldığında bebek birden ağlamaya başlamış. Anne yerinden doğrulmak için güç toplamaya çalışırken odanın kapısı yavaşça gıcırdamış. Loş ışığın arasından uzun, kızıl saçlı bir gölge belirivermiş. Kadın, nefesini tutarak battaniyeyi bebeğin üzerine biraz daha çekmiş.

Efsaneye göre Alkarısı, lohusa kadınların kanının kokusunu alır, onların güçsüz olduğu anları bekler, bebeklerin nefesini kesmeye çalışırmış. Bu yüzden köylüler gece boyunca ateş yakar, lohusa yatağının başına kırmızı kurdele bağlar, nazarlık asarlarmış.

Genç kadının evinde de küçük bir ateş söndürülmeden bırakılmıştı. Alkarısı, bebeğe yaklaşırken ateşin turuncu ışığı yüzüne vurmuş. O an yüzü, insanla cin arasında gidip gelen korkunç bir hâle bürünmüş. Tam bebeğin başına eğilecekken ateş birden harlamış. Rivayet odur ki Alkarısı ateşten hoşlanmazmış; ateş parladığında geri çekilir ve karanlığın içine karışıp yok olurmuş.

Sabah olduğunda genç kadın bebeğini sağ salim bulmuş. O günden sonra köylüler, “Gece ateşin hiç sönmesin, Alkarısı’nı ancak ateş geri kovar” diyerek birbirlerini uyarır olmuş.

Böylece Alkarısı’nın efsanesi nesiller boyunca aktarılmış; lohusaların bekçisi ateş, tehlikenin adı ise hep aynı kalmış: Alkarısı.