← Geri Dön
Yan görsel

ARÇURA

Eski çağların derin ormanlarında, ağaçların göğe uzandığı, sisin kökler arasından süründüğü yerlerde Arçura adlı bir varlık yaşarmış. Onu gören çok azmış; çünkü Arçura, ormanın içinde istediğinde görünür, istediğinde ağaç gövdesi gibi donup kalırmış.

Derler ki bir gece ormanda esen rüzgâr birden kesilmiş. Yapraklar, nefesini tutmuş gibi kıpırdamaz olmuş. İşte böyle anlarda Arçura’nın dolaştığı söylenirmiş. Ağaçların arasında uzun, kıvrımlı bir gölge belirir; gövdesi yosunla kaplı, kolları dallar gibi uzanırmış. Gözleri ise ormanın derin karanlığında bile yeşil bir parıltıyla yanarmış.

Efsaneye göre Arçura, ormanı korumak için ortaya çıkarmış. Ağaçlara zarar veren, hayvanları korkutan, toprağı kirleten biri olduğunda, orman önce sessizleşir, ardından hafif bir uğultu duyulurmuş. O uğultu, Arçura’nın öfkesinin sesidir.

Bir gün ormana izinsiz girip ağaç kesmeye çalışan bir avcı olmuş. Baltasını kaldırdığı anda, etrafını aniden soğuk bir rüzgâr sarmış. Ağaç gövdelerinin arasında yeşil gözler yanmış. Avcı ne olduğunu anlamadan, yerdeki dallar sanki canlıymış gibi ayaklarına dolanmış. Arçura, avcının arkasında yükselmiş; gövdesi çürük bir kütük gibi çatırdayarak şekil değiştirmiş.

Derler ki Arçura konuşmaz; sadece ormanın dilini kullanır. O an, rüzgâr birden esmiş ve ağaçların hışırdayan sesleri “Git” demiş gibi duyulmuş. Avcı korkudan baltasını bırakıp kaçmış ve bir daha o ormana adım atmamış.

İşte o günden sonra insanlar, “Ormana saygı duy, Arçura’nın nefesi ensende olabilir,” dermiş. Onu gören az olurmuş ama herkes bilirmiş: Ormanın ruhu uyanırsa, Arçura gelir.