Azmıç, Türk mitolojisinde yoldan çıkaran, aklı bozan ve insanı kendi karanlığına sürükleyen bir varlık olarak anlatılır.
Onun belirli bir şekli yoktur; çünkü Azmıç, insanın zaafına göre görünürmüş. Kimi zaman tanıdık bir yüz, kimi zaman güven
veren bir ses, kimi zaman da “doğru olan bu” diye fısıldayan bir düşünce olurmuş.
Azmıç özellikle yalnız kalan, kafası karışık olan ya da içinde öfke taşıyan insanları seçermiş. Önce küçük şeylerle yaklaşırmış:
“Bir kereden bir şey olmaz.”
“Bunu hak ediyorsun.”
“Kimse görmez.”
İnsan bu fısıltılara kulak verdikçe Azmıç güçlenirmiş. Güçlendikçe de insanın vicdanını susturur, doğruyla yanlışı birbirine karıştırırmış.
Azmıç’ın en tehlikeli yanı, kötülüğü zorla yaptırmamasıymış; insan, yaptığı şeyi kendi isteği sanırmış.
Efsanelerde Azmıç’ın gölgesi uzun anlatılır. Ay ışığında insanın gölgesi normalden uzun düşerse, yaşlılar “Azmıç sana yaklaştı” dermiş.
Çünkü Azmıç, gölgeyle beslenirmiş; karanlık büyüdükçe o da büyürmüş.
Azmıç’tan kurtulmanın yolu kılıçla, büyüyle değilmiş. Ona karşı tek silah kendini bilmektir. İnsan hatasını kabul edip geri dönerse,
Azmıç zayıflar; çünkü Azmıç pişmanlıktan korkarmış. Ama insan “ben haklıyım” dedikçe, Azmıç yerleşirmiş.
O yüzden eskiler der ki:
Bir düşünce sana kısa yolu öneriyorsa,
vicdanını susturmanı söylüyorsa,
ve seni senden uzaklaştırıyorsa…
Azmıç konuşuyordur.