Derler ki eski çağlarda ormanın en derin yerinde, güneşin bile zor ulaştığı gölgelerin arasında Ebede adlı bir ruh yaşarmış.
Ne tam insanmış, ne de tamamen görünmezmiş; isteyince sis olur kaybolur, isteyince ağaçların arasında kadın silueti gibi belirirmiş.
Orman sessizleştiğinde, kuşlar aniden uçmayı bıraktığında, yaprakların arasında hafif bir ışık dolaşırmış.
Bu ışığın içinden Ebede’nin uzun saçları, rüzgârla birlikte yeşil bir dalga gibi süzülürmüş.
Onun dokunduğu her yaprak tazelenir, kuruyan dallar yeniden canlanırmış.
Bir gün ormanın huzurunu bozan bir karanlık belirmiş. Gölgeler ağaçların köklerine doğru tırmanmış, toprağın nefesini kesmeye başlamış.
Derler ki orman en büyük tehlikeyle karşılaştığında Ebede uyanırmış.
O gece ormanın içinde hafif bir uğultu duyulmuş. Ağaçların tepelerinden aşağı doğru süzülen yeşil bir ışık belirmiş.
Bu ışığın ortasında Ebede yükselmiş; gövdesi yosunlu bir ağacın gövdesi gibi parlamış, gözleri ormanın derinliğini taşımış.
Ebede elini toprağa doğru uzatınca rüzgâr bir anda yön değiştirmiş. Yere sinmiş karanlık gölge, sanki görünmez bir güç tarafından
çekilmiş gibi geri kaçmaya başlamış. Ağaçların dalları birbirine vurdukça, orman Ebede’nin sesine benzer bir uğultu çıkarmış.
Gölge tamamen kaybolduğunda, orman yeniden nefes almaya başlamış. Yapraklar titreşmiş, hayvanlar yuvalarından çıkmış, suyun sesi
geri dönmüş. Ebede ise sessizce ağaçların arasına karışmış, varlığı rüzgârla birlikte kaybolmuş.
O günden beri insanlar şöyle dermiş:
“Ormanda saygıyla yürü; çünkü Ebede seni izler. Ona zarar vermezsen, o da seni korur.”
Ve Ebede, doğanın kadim düzenini koruyan, gölgelerin içinde yaşayan o gizemli ruh olarak hafızalarda kalmış.