← Geri Dön
Yan görsel

ERŞEK

Eski anlatılara göre dünya yalnızca görünen topraktan ibaret değilmiş. Dağların altı, mağaraların içi ve çatlamış kayaların diplerinde başka bir âlem başlarmış. İşte bu iki âlemin sınırında Erşek dolaşırmış.

Derler ki Erşek ne tamamen karanlığa aitmiş ne de ışığa. O, yerin altıyla yerin üstü arasındaki geçitleri koruyan bir ruhmuş. Toprak gece sessizleştiğinde, derinlerden gelen hafif bir uğultu duyulursa bunun Erşek’in ayak sesleri olduğuna inanılırmış.

Efsaneye göre Erşek göründüğünde bedeni dumanla taş arasında şekil değiştirirmiş. Gözleri loş bir parıltıyla yanar, yüzü tam seçilmezmiş. Onun görevi, ait olmadığı yere geçmeye çalışan ruhları durdurmakmış. Ne ölülerin yeryüzüne çıkmasına izin verirmiş ne de yaşayanların yeraltının derinliklerine inmesine.

Bir gece yerin altından karanlık bir güç yükselmeye çalışmış. Toprak çatlamış, taşlar sarsılmış. O anda Erşek ortaya çıkmış. Ayağını yere vurduğunda çatlaklar kapanmış, karanlık geri çekilmiş. Rivayet edilir ki Erşek’in sesi duyulduğunda taş bile itaat edermiş.

Ama Erşek yalnızca cezalandıran bir ruh değilmiş. Yeryüzünde yolunu kaybedenlere, mağaralarda sıkışıp kalanlara bazen sessizce yol gösterirmiş. Ancak onun yardımını alanlar, gördüklerini kimseye anlatmazmış; çünkü Erşek’in adı fazla anıldığında sınırlar zayıflarmış.

Bu yüzden eskiler şöyle dermiş:
“Toprağın altına saygı duy; Erşek sınırı tutar.” Ve Erşek, iki dünya arasında dengeyi sağlayan, adı fısıltıyla anılan kadim bir ruh olarak efsanelerde yaşamaya devam etmiş.