← Geri Dön
Yan görsel

GULYABANİ

Derler ki insanların terk ettiği yerlerde, bataklıkların, harabelerin ve orman içlerinin en karanlık köşelerinde Gulyabani dolaşırmış. Ne tam insana benzer ne de bütünüyle bir yaratık sayılırmış. Boyu uzun, gövdesi iri, yüzü ise karanlığın içinde seçilemezmiş.

Efsaneye göre Gulyabani ıssızlığı severmiş. İnsan sesi kesildiğinde, gece derinleştiğinde ortaya çıkarmış. Ay ışığı ona vurduğunda gölgesi olduğundan daha büyük görünür, adımları toprağı titreten bir ağırlık taşırmış.

Gulyabani insanı doğrudan kovalamazmış; önce korkuyu salar, sonra yaklaşırmış. Çalıların arasından gelen çatırdamalar, uzaktan duyulan boğuk homurtular onun habercisi sayılırmış. Yalnız kalanlar, yönünü kaybedenler onunla karşılaşırmış.

Derler ki Gulyabani en çok ışık ve kalabalıktan çekinirmiş. Ateş yakılan, ses edilen yerlere yaklaşamazmış. Bu yüzden eskiler, ıssız yollarda ateş yakar, yüksek sesle konuşur, yalnız yürümekten kaçınırmış. Gulyabani’nin amacı her zaman zarar vermek değilmiş; o, insanın korkuyla baş başa kaldığı anları sınarmış. Korkan geri dönemez, cesaretini toplayan yoluna devam edermiş.

Bu yüzden eskiler şöyle dermiş:
“Issızlık uzunsa, Gulyabani yakındır.” Ve Gulyabani, yalnızlığın ve korkunun beden bulmuş hâli olarak efsanelerde yaşamaya devam etmiş.