← Geri Dön
Yan görsel

HIBILIK

Derler ki gece ile gündüz arasındaki o belirsiz vakitte, gözler tam kapanmadan önce Hıbılık ortaya çıkarmış. Ne tam uyanıkken görülürmüş ne de rüyadayken; ikisinin arasında kalmış anları severmiş.

Efsaneye göre Hıbılık, sessizce yaklaşırmış. Ayak sesi yokmuş, gölgesi bile belli belirsizmiş. İnsan yatağında dönüp dururken, odanın içi bir anda olduğundan daha dar gelirse, göğsün üzerine hafif bir ağırlık çökerse, eskiler “Hıbılık geldi” dermiş.

Hıbılık konuşmazmış; ama varlığı insanın nefesini yavaşlatır, gözlerini açmak istedikçe ağırlaştırırmış. Ne zarar verirmiş ne de iz bırakırmış. Amacı, uykuyla uyanıklık arasındaki sınırı yoklamakmış.

Derler ki Hıbılık en çok yalnız uyuyanlara, karanlıkta kalanlara yaklaşırmış. Ama onun da korktuğu bir şey varmış: ışık ve hareket. Bir mum yakıldığında, bir dua fısıldandığında ya da insan iradesini toparladığında Hıbılık dağılıp gidermiş. Bu yüzden eskiler, gece yatmadan önce lambayı aniden söndürmez, odayı karanlığa teslim etmezmiş. Çünkü bilirlerdi ki Hıbılık, karanlığın içindeki tereddütte yaşarmış.

Ve Hıbılık, uykunun eşiğinde dolaşan o belirsiz varlık olarak efsanelerde anlatılmaya devam etmiş.