Kamos, Türk halk anlatılarında gecenin sessizliğinde ortaya çıkan, uyku ile uyanıklık arasındaki varlık olarak bilinir.
Ne tamamen rüya ne de tamamen gerçektir. İnsanlar onu çoğu zaman görmez, ama varlığını hisseder.
Kamos’un gelişi ani olmaz. Önce oda ağırlaşır, sesler uzaklaşır. İnsan uyanık olduğunu sanır ama bedenini hareket ettiremez.
İşte bu an, Kamos’un yaklaştığı andır. Göğsün üzerinde bir ağırlık hissedilir, nefes almak zorlaşır. Kaçmak istenir ama mümkün değildir.
Anlatılara göre Kamos’un şekli net değildir. Kimi onu koyu bir gölge, kimi uzun siluetli bir varlık, kimi de sadece karanlık
bir baskı olarak tarif eder. En korkutucu yanı ise sessizliğidir; konuşmaz, bağırmaz, sadece var olur. Kamos’un amacı bedene zarar vermek
değildir. O, insanın korkusuyla ve çaresizliğiyle beslenir. Ne kadar panik yapılırsa, o kadar ağırlaşır. Bu yüzden Kamos’un geceleri uzun sürer gibi hissedilir.
Eskiler, Kamos’un özellikle yalnız uyuyanlara ve karanlıkta kalanlara geldiğine inanırmış. Işığın az olduğu, odanın sessiz olduğu
gecelerde daha sık ortaya çıktığı söylenir.
Kamos giderken iz bırakmaz. Ne kapı açılır ne ayak sesi duyulur. Sadece bir an gelir, bir an kaybolur. Geriye ise uyandığından emin olamayan bir insan kalır.
Bu yüzden Kamos, Türk anlatılarında
görülen değil,
hatırlanan,
ve en çok da hissedilen varlık olarak anılır.