Derler ki zamanın henüz insanla doğanın birbirinden ayrılmadığı çağlarda, dağların arasında korkuyla anılan bir yaratık yaşarmış: Tepegöz.
Ne insana benzer ne de bütünüyle canavar sayılırmış. Bedeni insan kadar büyük, gücü dağ kadar ağırmış. En korkunç yanı ise alnının
ortasında açılan tek, dev gözüymüş.Bu göz kapanmaz, uyumaz, karanlıkta bile her şeyi görürmüş.
Efsaneye göre Tepegöz, taş ve topraktan doğmuş. Derisi o kadar sertmiş ki ne kılıç işler ne ok geçermiş.
İnsanlar ona karşı koyamaz, kaçmaya çalışırmış. Ama Tepegöz, dağların yankısını takip eder gibi insanların izini sürermiş.
Geceleri dağ geçitleri sessizleşir, hayvanlar inlerinden çıkmazmış. Çünkü Tepegöz ortaya çıktığında yer sarsılır, kayalar yuvarlanırmış.
Onun yürüyüşü bile felaket sayılırmış. İnsanları ve sürüleri mağarasına sürükler, önüne geleni acımadan yok edermiş.
Ama Tepegöz’ün gücü kadar bir zayıflığı da varmış. Her şeyi gören tek gözü, aynı zamanda onu savunmasız kılan tek yeriymiş.
Derler ki gözünü kaybeden Tepegöz, gücünü de kaybeder, dağlar onu tanımaz olurmuş.
Sonunda Tepegöz’ün adı yalnızca bir yaratık olarak değil, bir uyarı olarak kalmış. Eskiler çocuklarına şöyle dermiş:
“Güç akılla dengelenmezse, Tepegöz olur.”
Ve Tepegöz, ölçüsüz gücün, dizginlenmeyen vahşetin simgesi olarak destanlarda yaşamaya devam etmiş.