← Geri Dön
Yan görsel

YELBEGEN

Yelbegen, eski Türk inançlarında gecenin ve açgözlülüğün karanlık ruhu olarak bilinir. Onun yedi başı varmış; her başı ayrı bir açlığı, ayrı bir kötülüğü fısıldarmış. Bir başı kan ister, biri et, biri korku, biri de insanların umudunu… En korkuncu ise hiç doymayan başıymış; ne verilirse verilsin susmazmış.

Gündüzleri görünmez olur, dağların içindeki karanlık oyuklarda uyurmuş. Ama gece çöktüğünde, ay tutulduğunda ya da rüzgâr uğuldamaya başladığında Yelbegen uyanırmış. İnsanlar gökyüzünde ayın karardığını gördüğünde “Yelbegen ayı yiyor” dermiş. İşte bu yüzden davullar çalınır, ateşler yakılırmış; Yelbegen korksun da gökyüzünü bıraksın diye.

Yelbegen sadece bedeni değil, insanların içindeki karanlığı da beslenirmiş. Açgözlü, zalim ve merhametsiz olanları daha kolay bulur, onların gölgelerinden güç alırmış. Rivayete göre Yelbegen’e karşı kılıç işlemezmiş; ona zarar veren tek şey birlik olmak ve korkmamakmış.

Bir efsaneye göre, bir oba Yelbegen’e kurban vermeyi reddedince Yelbegen obayı lanetlemiş. Ama obadaki insanlar korkmak yerine birlikte durmuş, ateşler yakmış, dualar etmiş. Yelbegen, korkuyla değil dirençle karşılaşınca geri çekilmiş. O günden sonra Yelbegen’in gücünün, insanların korkusuyla arttığına inanılmış.

Hâlâ denir ki;
Gece aniden içini sebepsiz bir huzursuzluk kaplarsa,
ay kızıl renge dönerse,
rüyalarında aç gözler görürsen…
Yelbegen yakınlardadır.